Patronumdan
Alanya'da Gezilecek Yerler

Ören yerleri ve müzeler

Fotoğrafları Büyüt

MÜZELER

Alanya’da dört müze vardır. Bunlar Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, İçkale Müzesi ve Atatürk Evi Müzesi’dir. Tüm müzeler, Alanya Müze Müdürlüğü’ne bağlıdır ve ücretle gezilir. Öğle tatili dışında müzeler haftanın her günü ziyarete açıktır. Alanya’nın en değerli eseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Herakles heykelidir. Limandaki Kızılkule, Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. Alaaddin Keykubat’ın 13. yüzyılda kenti yeniden kurarken kalenin zirvesinde sarayını yaptırdığı İçkale müze olarak ziyaret edilmektedir.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Alanya Arkeoloji Müzesi, Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden getirilen Tunç Çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemine ait eserlerle 1967 yılında açılmıştır. Sonraki yıllarda, bölgedeki kazı çalışmalarından çıkan eserlerle müze genişlemiş ve zenginleşmiştir. Müzenin arkeoloji ve etnografya bölümleri vardır. Arkeoloji bölümünde Alanya çevresinde bulunarak sergilenen en eski tarihli eser, İsa’dan önce 625 yılına ait Fenike dilinde bir taş yazıttır. Müzenin en önemli eseri ise mitolojide dramatik bir öyküsü olan Herakles’in heykelidir. İsa’dan sonra 2. yüzyıla tarihlenen bronz döküm Herakles heykeli ayrı bir salonda sergilenmektedir. Alanya Arkeoloji Müzesi’nde Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans dönemine ait bronz, mermer, pişmiş toprak, cam ve mozaik buluntularla zengin bir kül kutuları ve sikke koleksiyonu vardır. Yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait Türk-İslam eserleri bulunmaktadır. Etnografya bölümünde Alanya çevresinden derlenen ve bölgenin folklorik özelliklerini yansıtan, yörük kilimleri, alaçuvallar, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, günlük kullanım kapları, takılar, el yazmaları ve yazı takımları gibi objeler ile eski bir Alanya evine ait günlük oda sergilenmektedir. Ayrıca, müze bahçesinde de Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait taş eserler vardır. Haftanın her günü açık olan müzeye giriş ücretlidir.

HERAKLES

Mitolojide tanrıların tanrısı Zeus’un sayısız çapkınlıklarından birinde ölümlü Alkmene’den dünyaya gelen Herakles, insanın doğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gücünü simgeler. Zeus’un kıskanç karısı Hera, bütün kin ve nefreti ile doğumundan ölümüne dek Herakles’in peşini bırakmaz. Herakles, yarı tanrı fakat aynı zamanda ölümlü bir insandır ve üstelik köledir. Tanrı vergisi bir güce sahip olmasına rağmen kuvvetini kullanmaktan zevk almaz, kahraman olmayı kendi seçmemiştir. Karıştığı olaylarda gücünü dizginleyemediği için istemeyerek suç işler ve zaman zaman çıldıracak gibi olur. Kendisine yöneltilen suçların kefareti olarak oniki işi başarması istenir. Oniki yıl sürecek hizmetlerini başarırsa ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Yalnız kollarının gücünü kullanarak ve silah olarak elinden hiç ayırmadığı topuzu ile her bir ayrı bir efsane konusu olan maceradan maceraya koşar. Yontularına da yansıtılan elindeki post, Nemea aslanını kollarının arasına alıp boğduktan sonra edindiği zırhtır. Yaptığı işler hep insanlığın yararına olan Herakles tüm zorlukların üstesinden gelerek ülkesine döner fakat kötü kaderi peşini bırakmaz. Ölümcül bir iksire bulanmış gömleği giyince korkunç acılarla yanmaya başlar. Acılardan kurtulmak için oğluna buyruk verir ve bir odun yığını hazırlatır, yanarak ölür. Zeus, bu trajik sona müdahale eder Herakles’i kaçırıp götürür; bir daha insanların arasına dönmeyen Herakles Hebe ile evlenir ve ölümsüzlüğe kavuşur. Herakles’in mitolojideki bir adı da Herkül’dür.

HERAKLES HEYKELİ

Alanya Müzesi’nde sergilenen bronz Herakles heykeli 1967 seneında Alanya’nın Çamlıca köyü sınırları dahilindeki dağlık bölge Asartepe’de bulundu. Uzmanlar tarafından İsa’dan nihayetra II. asıra tarihlenen 51.5 santimetre boyundaki heykelin yapıldığı yer bilinmiyor. Heykelin yeminik turda, Akdeniz’deki korsanların mühim merkezlerinden sayılan Korakesion’a tarafi bugünkü Alanya’ya bir ganimet olarak getirildiği sanılıyor. Dünya heykel sanatı tarihinde, ayakta duran figürler arasında bronz Herakles heykelinin çok ayrımlı ve hususi bir yeri bulunuyor. Çünkü heykel, yeminik turda Herakles adına yapılmış heykellerde görülmeyen bir yapısal duruş formu sergiliyor; bronza tarafsıtılan adale ve iskelet yapısı emsalsiz sayılıyor; sanatçının annetomi bilgisi izleyende hayranlık uçurumatıyor. Heykelin sol kulağında daha belirgin görülen, güreş sporu yapanlardaki kıkırdak deformasyonu, Herakles’in sporcu kimliğini olduğu kadar sanatçının ayrıntılardaki itinaini de gösteriyor. Heykelde, Herakles’in sağ elinde meşhur topuzu, sol elinde öldürdüğü aslanın postu ve başında defne yapraklarından bir çelenk bulunuyor. Boş olan göz çukurlarının vakitında kıymetli taşlarla bezeli olduğu sanılıyor. Vücut ağırlığını sağ bacakta taşıtaraf heykelin yüzündeki ifadeden, zaışık nihayetrasının mutlu yorgunluğu seziliyor.

ETNOGRAFYA MÜZESİ

Limanda 13. yüzyıldan kalma bir Selçuklu eseri olan Kızılkule aynı zamanda Etnografya Müzesi’dir. Beş katlı kulenin giriş ve birinci katı müze olarak düzenlenmiştir. Müzede Alanya yöresine özgü halı, kilim, giysi, mutfak gereçleri, silahlar, tartı aletleri, aydınlatma aletleri, dokuma tezgahları ile Toroslar’daki yörük Türkmen kültürünü yansıtan çadır gibi etnografya eserleri sergilenmektedir. Tarihi yapıda zaman zaman resim sergisi, klasik müzik konseri gibi kültür ve sanat etkinlikleri de yapılmaktadır. Kulenin en üst katından kentin doğu yakasının panoramik manzarası ile tarihi yarımadanın yerleşim dokusu seyredilmektedir. Ayrıca kuleden surlara geçiş yapılabilmekte ve tarihi dokunun içinde yürünebilmektedir. Kızılkule’ye giriş ücretlidir.

İÇKALE MÜZESİ

Akdeniz’e uzanan yarımadanın zirvesinde ve tarihi kalenin içindedir. Uzun yıllardır sürdürülen kazı çalışmaları ile Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın görkemli sarayının varlığı belirlenmiştir. Kazı çalışmaları devam etmektedir. İçkale’deki saray kalıntısının hemen karşısında Bizans dönemine ait küçük bir kilise bulunur. Aya Yorgi ya da Hagios Georgios kilesinin 6. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Yonca planlı kilise, İçkale’de Selçuklu dönemine ait olmayan tek yapıdır ve Selçuklu’nun farklı dinlere gösterdiği hoşgörünün bir kanıtı olarak günümüze kadar gelmiştir. Kilisenin iç duvarlarında seyrek de olsa fresk izlerine rastlanmaktadır. İçkale’de Seyirlik denen kısımdan, yukarıda Toroslar ve aşağıda Alanya’nın batı kıyısı seyredilir. İçkale’de bir uçurumun üstündeki sarnıç, Adam Atacağı olarak anılır. Efsaneye göre, ölüm cezasına çarptırılanların buradan denize üç taş atmasına izin verilir, taş yamaca takılmadan denize ulaşırsa cezası affedilir, aksi halde suçlu bir çuvala konularak uçurumdan aşağıya atılırmış. 15 metre derinlikteki sarnıcın da zindan olduğu söylenir. İçkale’deki mekanlardan birinde düzenlenen salonda resim sergileri açılmaktadır. İçkale’ye giriş ücretlidir.

ATATÜRK EVİ MÜZESİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Şubat 1935’te Alanya’ya yaptığı ziyaret sırasında bir süre kaldığı evdir. Ev, sahibi Tevfik Azakoğlu tarafından Kültür Bakanlığı’na bağışlanarak 1987 yılında müze haline getirilmiştir. 19. yüzyıl Türk mimarisinin özelliklerini yansıtan bahçe içinde üç katlı binanın giriş katında Atatürk’ün kişisel eşyaları, fotoğraflar, Atatürk’ün Alanyalılara gönderdiği telgraf ve diğer tarihi belgeler sergilenmektedir. Üst katın odaları ise geleneksel bir Alanya evinin etnografik eşyalarıyla donatılmıştır. Kent merkezindeki Atatürk Evi Müzesi’ne giriş ücretlidir.

ATATÜRK’ÜN ALANYA’YI ZİYARETİ

Çocukluğu Alanya'da geçen Prof. Afet İnan, Atatürk'le buluştuğu vakitlarda her vesileyle Alanya'dan bahsedip Akdeniz'in bu şirin kentsinin Ata'sı tarafından ziyaretini istermiş. Atatürk de bir gün mutlbüyük bu nihayetbaharel kentyi ziyaret edeceğini söylemiş. Hatta tekrar Ulu Önder'in 193O seneında Aspendos'u ziyaretleri gizasında Hamdullah Emin Paşa reislığındaki Alanya heyetine,oradaki karşılkör esnasında, yakın bir gelecekte Alanya'ya geleceğini söyler. Boş vakitlarında vatan gezilerinden büyük bir haz dutaraf Ulu Önder'imize, 1933 seneında Gülcemal gemisiyle çıktığı bir Akdeniz turnesi gizasında, Alanya'dan çekilen telgrafta Alaiye ismi, Mors abecesinde taraflışlıkla Alanya olarak çıkar. Ancak bundan 15O-2OO sene evvellerinde de bazı mezar taşlarında ve çeşme kitabelerinde ÂLÂYA ismine çok rastlanır. Atatürk telgrafa şöyle bir bakıp, "Alaiye'yi banne Alanya mı yaptıracaksınız? Aslında bu ad de çok nihayetbaharel, bundan nihayetra Alanya olsun!" der. 1935 seneı kış aylarında İtaltaraf Diktatörü Mussolini'nin adalarla alakali demeçleri üzerine Ulu Önder 16 Şubat 1935 tarihinde İstanbul'dan Ege vapuru ile İzmir'e devinim eder. İzmir'e geldiklerinde kendilerine refakat eden Zaışık ve Adatepe destroyerlerine geçip, zafer'in komodoru Sait Halman'a adalara çok yakın bir seyir takip edilmesini emrederek, bir süre elindeki harita üzerinde düşünce yürüttükten nihayetra Ulu Önder, 1930'da Aspendos'a yaptıkları gezi gizasında Hamdullah Emin Paşa reislığındaki Alanya heyetinin yapmış olduğu çağrıi gerçekleştirmek dahilin, gemiye Alanya yönünde ilerlemesini ister. Yanında bulunan Nuri Cönker, Kılıç Ali, yaveri Cevdet Tolga ve berberi Mehmet ile birlikte, Alanya'ya bildirilen vakitdan bir gün evvel, 18 Şubat günü, sabahın çok erken saatlerinde ilçemiz topraklarına ayak basarak bizleri en büyük mükafatle onurlendirmişlerdir. Atatürk'ün ilçemize gelecekleri daha evvel yöneticilere ve durumka bildirilmişse de, bahsedilen tarihten evvel gelişleri, kendileri dahilin hazırlık yapacak olan kuruluş ve kişilerin vakitsız yakalanmalarına neden olmuştur. Ata'mızın ilçemize ayak bastığı o sabahın çok erken saatinde, orada nöbet bekleyen bir jandarma erine heyetten biri tarafından yakında bir kahvehanenin olup olmadığı sorulur. Asker, az ileride solda bir kahve olduğunu söyledikten nihayetra, Atatürk'ü tanımış olacak ki, olanca güçiyle koşarak, vakitın kaymakamını haberdar eder. İlçe yöneticileri ve Alanya'lılar derhal toplanır. Atatürk'le birlikte Bostancı Pınarı, Tevfikiye Caddesi ve Azaklar Sokak yoluyla konuk edildiği merhum Tevfik Azakoğlu'nun evine varılır. (Bu ev daha nihayetraları merhum Rifat Azakoğlu tarafından Atatürk Müzesi olarak Kültür Bakanlığına dönemdilmiştir.) Atatürk burada biraz dinlendikten nihayetra traş olup kahvaltısını yapar. İlçenin türli sorunlarıyla alakali balaka alırken, Ata'sının kentlerine geldiğini duyan, kalpleri ve gönülleri Ata'larının sevgisiyle tarafıp tutuşan Alanyalılar ve Oba Köyü yöreının atlı seymenleri, bugünkü Atatürk Müzesinin çevresini doldururlar ve hep bir ağızdan büyük bir coşkuyla Ata'larına bağırırlar. Ulu Önderin kalabalığa karşı kısaca duygularını ifade ederek burada çok kalmanın bir gereği olmadığını belirtmesinden nihayetra, büyük sevgi gösterileri ve tezahüratta bulunulur. Daha nihayetra vapur iskelesine gelinir. Buradan da büyük sevgi gösterileri arasında uğurlanan Ulu Önder, konuk edildiği eve gidiş ve dönüşlerinde yolda karşılaştığı Alanya'lılarla sohbet edip sorular sormuş, birisine: "Sen nerelisin?" demiş. İlgiliden, "Alaiye" cevabını alınca, "Hayır burası Alanya'dır" ifadesini kullanmış. Başka bir Alanyalı'nın üzerindeki yünden dokunmuş kumaştan tutarak, "Bu elbiseliği siz mi dokuyorsunuz?" diye sorunca alakaliden "Evet" cevabını alan Atatürk, eliyle alakalinin omuzlarına vurarak, "Aferin, bravo" diyerek memnuniyetini belirtmiştir. Ulu Önder'in vapur iskelesinden uğurlanışı gizasında iskelede bulunan balıkçı hemşehrilerimizden birisinin orada bulunan mandarin sandıklarından ikisini alarak Atatürk'ün bindiği sandala koyması nihayetrasında Atatürk balıkçıya: "Bunlar nereden?" diye sorunca, "Bizim bahçeden Paşam, bizim bahçeden" cevabını vermiş. Daha nihayetra bu hemşehrimizin tekrar Alanya'lı başka bir hemşehrimize ait olan iki sandık mandarinayı büyük bir aceleluk ve hazır tarafıtlıkla Ata’sına armağan edişi gerek asıl sandıkların sahibini ve gerekse orada bulunanların hepsini de nihayet derece memnun etmiştir. Hatta vakitın kaymakamı kendisini mükafatlendirmiştir. Alanya’lıların Ata’larının kısa sürede gelip art dönüşlerinden coşkulu mutluluklerinin kısa sürdüğünü ifade eden telgraflarına karşılık Ulu Önder şu cevabî telgrafı çekmiştir : Alanya'ya geldiğimde ve orada geçirdiğim birkaç saat esnasında muhterem Alanya'lıların gösterdikleri muhabbet ve konukperverlikten çok memnun ve mütehassıs oldum. Ancak daha çok kalmak dahilin neden olmadığından ayrılmış olduğum başka türlü bir mülahazaya medurum yoktur. Muhterem durumka tekrar selam ve muhabbetler." K.Atatürk.

MAĞARALAR

Alanya için bir mağaralar kenti dense yeridir. Kara ve deniz mağaralarının gizemli dünyasını Alanya’da keşfedebilirsiniz. Milyonlarca yıl öncesinde varolan kara mağaralarında on binlerce yılda oluşmuş sarkıt ve dikitlerin büyülü dünyasında gezerken yeni sarkıt ve dikitlerin oluşumuna da tanık olabilirsiniz. Bu tanıklık, mağara içindeki aydınlatmanın yarattığı dekorla sizi fantastik bir sinema filminin içine sürükleyecektir. Alanya’nın dünyaca ünlü mağarası Damlataş’tır. Damlataş’ın havası astım hastalıklarını iyileştirici özelliktedir ve doktorlar tedavi için astım hastalarına mağarada oturma kürü uygular. Henüz ziyarete açık olmayan Kadıini Mağarası ise 20 bin yıl önceki insanların Alanya’daki ilk evidir... Yarımadanın altındaki deniz mağaraları da tarihin eski çağlarından gelen efsanelere ev sahipliği yapar.

DAMLATAŞ MAĞARASI

Damlataş Mağarası, 1948 yılında liman inşaatında kullanılacak taş için ocak açılması sırasında bulundu. Mağara, tarihi yarımadanın batı kıyısındadır. Mağaranın giriş kısmında 50 metrelik bir geçit vardır. Yüksekliği 15 metreyi bulan geçitten sonra silindirik bir boşluğa gelinir. Buradan mağaranın tabanına inilir. Yarı kriztalize kalker içinde bulunan mağaranın sarkıt ve dikitleri 15 bin yılda oluşmuştur. Mağaraya, sarkıtlardan damlamaya devam eden su damlaları nedeniyle Damlataş adı verilmiştir. Mağara, büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da ünlüdür. Doktor kontrolünde mağarada belli bir süre oturarak 21 günlük tedavi kürü uygulayan hastalar vardır. Mağaranın havası yaz kış değişmez; sıcaklık 22 santigrat derece, rutubet yüzde 95, sabit basınç 760 mm’dir. Mağaranın havasında yüzde 71 azot, yüzde 20.5 oksijen, onbinde 2,5 karbondioksit ve bir miktar radyoaktivite ile iyonlar bulunmaktadır. Mağaraya giriş ücretlidir. Çevresinde küçük bir çarşı vardır, önü ise plajdır.

KADIİNİ MAĞARASI

Alanya’nın 15 kilometre kuzeydoğusunda Çatak mevkiindedir. Kent merkezindeki Damlataş mağarasından üç kat büyük sarkıt ve dikitleri vardır. 1957 yılında uzmanların mağarada yaptıkları araştırma sırasında insan iskeleti ve fosil kalıntıları bulunmuştur. Kalıntıların 20 bin öncesine ait olduğu saptanmış ve Alanya’daki ilk yerleşimin burada olduğu belirlenmiştir. Mağaranın bulunduğu bölgede piknik alanları vardır. Mağara henüz ziyarete açılmamıştır.

HASBAHÇE MAĞARASI

Kent merkezine dört kilometre uzakta Hasbahçe Mahallesi’nde İnişdibi mevkiindedir. Damlataş Mağarası’ndan dört kat kadar daha büyüktür. Henüz ziyarete açılmadığı gibi oluşumu hakkında da bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. İçindeki havanın serinliği nedeniyle bir dönem narenciye ürünleri depolamak için kullanılan mağara gezenlerin anlatımına göre sarkıt ve dikitlerle süslüdür.

KORSANLAR MAĞARASI

Alanya Kalesi’nin bulunduğu tarihi yarımadanın altında bir deniz mağarasıdır. Teknelerle gidilir. Yarımada çevresindeki tekne turlarında ilk mağaradır. 10 metre genişliğinde ve altı metre yüksekliğinde ağzı vardır. Küçük teknelerle mağaranın içine girilebilir. Tekne gezisi sırasında yüzerek de mağaraya girilir. Bir söylenceye göre mağaranın içinden kaleye çıkan gizli bir yol vardır ve antik çağın korsanları ganimetlerini bu yoldan yukarı çıkarır. Deniz dibindeki kayaların görüntüsü, mağaraya ayrı bir gizem katmaktadır.

AŞIKLAR MAĞARASI

Tarihi yarımadanın, denize yakın yamacında iki girişli bir mağaradır. Cilvarda burnuna doğru teknenin kayalıklara yanaşmasından sonra kayalara tırmanılarak çıkılır. Birkaç adımda mağaranın alçak girişine gelinir. 75 metre uzunluğundadır. Alçak tavanı nedeniyle mağaranın içinde zaman zaman eğilerek yürünür. Mağaranın, Damlataş tarafındaki ağzı, denizden sekiz metre kadar yüksektedir ve buradan denize atlanır. Bu sırada tekne Cilvarda burnunu dönüp gelmiş olur ve mağaradan atlayanları denizden toplayıp yoluna devam eder. Ancak denize atlamaktan son anda vazgeçenler olabilir. Fakat kayalıklara tutunarak aşağıya inmek çok daha zordur. Yapılacak iş burnunu tıkayıp kuvvetli bir çığlık eşliğinde çivileme atlayış yapmaktır. Söylenceye göre antik çağın korsanları bu mağarada ganimetlerini ve esir kızları saklamıştır. Mağaranın Aşıklar adını kimseye görünmeden baş başa kalmak isteyen aşıklardan aldığı sanılmaktadır.

FOSFORLU MAĞARA

Tarihi yarımadanın Damlataş tarafındaki yamacında bir deniz mağarasıdır. Küçük tekneler mağaranın içine girebilir. Mağaranın jeolojik yapısından kaynaklanan zemini, geceleri ay ışığının yansıması nedeniyle fosfor gibi parlamaktadır. Parıltı gündüzleri de fark edilmektedir. Gezi tekneleri, Fosforlu Mağara’nın önünde de kısa yüzme molaları vermektedir.

Yorumlar

Yorum Yaz

Değerlendirme yapınız 1-5 arası!

Bizden haberdar olmak ister misiniz?


Copyright © 2009, Profesyonel Firma Rehberi-Firma tanıtımı-Ürün Tanıtımı